aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2013 Pazar

Tatile Özel, Kendi Çapında Bir Hikaye...


     Aşkla meşkle uzaktan yakından alakam yoktu. Aşk, acı çekmenin biraz daha nazik bir yoluydu ve kutsal sayıldığı için kimse bunu yüksek sesle dile getiremiyordu. Lisede birkaç denemede bulunmuş, sonrasında da uğraşmaktan vazgeçmiştim. Ne olacaksa zamanı geldiğinde kendiliğinden olacaktı. Çünkü aşkın zamanlamayla, planlamayla hiç alakası yoktu. Tamamen kimyasal bir şeydi. Huyu huyuna, suyu suyuna, boyu boyuna uymasa bile; henüz neresi olduğunu anlayamadığım bir noktadan bağlanıveriyordu insanlar birbirine. Onlar mutlu mesut yaşarken, “bu çocuk bu kızda ne buluyor yahu” geyiği de bize düşüyordu haliyle.
     Sonra bir şey oldu. Daha önce başıma gelen hiçbir şeye benzemediği için adını koyamıyorum. Bir şey oldu işte. O masmavi gözleri, gözlerime değdi ve bildiğim her şeyi unuttum. İdeallerim, katı düşüncelerim, duvarlarım bir anda tuzla buz oldu. Sonra gülümsedi. Meğer “midede kelebeklerin uçuşması” deyimi oldukça romantik bir tabirmiş, ben daha ziyade karnıma yumruk yemiş gibi oldum! Evlilik karşıtı feminist yanım bile terk etti gitti beni. Kanepede oturmuş, ona meyve soyduğum bir dünya hayal ettim. Kokusunu içime çekebildiğim sürece, onunla her yere gidebilirdim.
     Ben kendi içimde böyle coşup, kabıma sığamazken; o başka hayatları da kendi çevresine sığdırmayı seçti. Başka kadınları. Adları arkadaştı, kankaydı, memleketten tanıdığıydı. Benim içinse “yılışık”tı, “sırnaşık”tı, “sürtük"tü. Hepsiyle ayrı bir samimiydi. Ama ben farklıydım. Kimse benim sevdiğim gibi sevemezdi onu. (Evet, biliyorum tam bir Türk filmi klişesi, ama doğru!) O, benim gözlerimdeki ışığı yok saymayı seçti. Bir gün iyi, bir gün kötü oldu. O iyiyse ben de iyi oldum, kötüyse de kötü. Kendimden, en yakın arkadaşlarımdan, ailemden bu kadar uzaklaştığım başka bir dönem daha olmadı. Onun için yapabileceklerimi gördükçe kendimden korktum. 



...Finaller bitti, tatile girdik. Artık bol bol yazma zamanı. Anlatılan hikayeler, gerçekle hayalin karışımı. O yüzden tek seferde anlatmak biraz can acıtabiliyor. Hikayenin devamı için, takipte kalın.

S.

23 Aralık 2012 Pazar

Korean Style :)



Öncelikle şunu söylemeliyim ki film dizi yelpazem çok geniştir. İzlediğim şeyleri kategorize etmek oldukça zor. Çünkü belirli bir tarzım yok :) Fantastik de izlerim drama da. Aksiyona bayılsam da romantizmden vazgeçemem. Zekâ üzerine kurulu şeyleri es geçmem ama ağlak şeylerden asla kaçamadım. Tek bir sınırım var. Korku…

Yelpazem Amerika’da açılır, Güney Kore’ye kadar uzanır. Zorlamayla başladığım Kore dizileri hayatımı değiştirdi diyebilirim. Arkadaşıma verdiğim “sadece bir diziyi bitiririm ve bir daha Asyalılar hakkında konuşmazsın” sözü yeni bir dünyaya girmemi sağladı. Şimdi yazdıklarımı okuyunca abarttığımı düşünüyorsunuz ama sadece bir buçuk yıl önce ben de sizin gibi önyargılıydım. Bırakın Asyalıları çekik gözlü Türklerden bile haz etmezdim. Şimdi onlara olan aşkımı anlatamam :))

Kimler İzlesin?

Her türden dizi film bulabilmenize rağmen benim tavsiyelerim daha çok romantik-drama, romantik-komedi ve romantik-aksiyon tarzında olacak. Her bölüm birer saat. Ama bir şey için hazırlıklı olun! Bittiği zaman büyük bir boşluğa düşüp başrolleri özleyeceksiniz.

Başlangıç için “Personal Taste” idealdir. Bu dizi inanılmaz komik olmasının yanı sıra hayatını kariyerine adamış bir adamın gerçek aşk için hırsından feragat edişini gözler önüne seriyor. 16 bölümlük çerez gibi izleyebileceğiniz bir dizi. Şimdiye kadar izlettiğim ve negatif yorum aldığım kimse olmadı. Herkes bayıldı ve dahası, ağlayanlar biliyorum. Tabii N’yi saymazsak. Kendisi bitirmedi diziyi. Romantik şeyler S’nin tarzı olmadığı için onu bu durumun dışında tutuyorum.

“Love Rain” için ne desem ki? O kadar muhteşemdi ki kullandığım kelimeler dizinin güzelliğini anlatmaya yetmez. Benim için ENdir. Konusu ise; 1970’lerde büyük bir aşk yaşayarak ayrılan çiftin çocuklarının günümüzdeki aşkı. Yer yer karnınıza ağrılar sokarak güldüren dizi, yeri geldiğinde ağlatıyor. İlk 4 bölümü geçmişi sonraki 16 bölümü günümüzü anlatmak üzere toplamda 20 bölüm.

“City Hunter” ise babasının intikamını almak için yıllardır kendini yetiştiren bir gencin aşık olmasıyla ve ailesiyle ilgili gerçekleri öğrenmesiyle değişen dünyasını anlatıyor. Zekice kurgulanmış aksiyon dolu bu dizi aynı zamanda romantizm, drama ve komedi de içeriyor. 20 bölüm.

Film konusuna gelirsek “A Moment to Remember” favorimdir. O kadar ağladım ki oda arkadaşlarım bana bir şey olmuş zannetmiş. Bir unutkanlık sebebiyle tanıştığı aşkını aynı sebeple kaybeden bir kadınının ve sevdiği kadının son anına kadar yanından ayrılmayan bir adamının aşkını anlatan bu filmi Özcan Deniz’in kopyaladığı “Evim Sensin”den dolayı duymuş olabilirsiniz. Gerçi bu da ayrı bir konu. En kısa zamanda bu iki filmi kıyaslayan bir yazı yazacağım.

Peki bu listeye“More Than Blue” eklenmez mi? Filmimiz lisedeyken tanışıp aynı evde yaşayan iki yakın arkadaşın ilişkisini anlatıyor. Ev arkadaşına platonik aşk beslerken hayatın son günlerini ona eş bulmaya harcayarak geçiren bu düşünceli arkadaş sizi çok ağlatacak.

Boys Over Flowers, Gentleman’s Dignity, Goong, King 2 Hearts, My Girl, Playful Kiss, Posedion, Heartstrings şeklinde uzayan listeme daha sonra devam edeceğim. Ayrıca önerileriniz olursa mutluluk duyacağımı da belirtmeliyim.

İyi seyirler :))

G


2 Aralık 2012 Pazar

Onun Aşkı Bana XL



Bazen insanları hayatımıza o kadar almak isteriz ki gözümüzde çok büyütürüz. Yanlışlarını kusurlarını görmek istemeyiz. Hele ki hislerimiz kontrolsüz bir şekilde derinleştiyse, arkadaşlarımızın görüşlerini bile istemeden de olsa kulak arkası ederiz. O insanı nasıl görmek istiyorsak öyleymiş gibi davranırız.

O kadar hayal kurarız ki bazen hayalini kurduğumuz şeyleri yaşamış gibi hissederiz. Onun bir bakışına derin anlamlar yükleyip, ağzından çıkan her sözü itinayla dinleyip aslında hiç ilgilenmiyormuş gibi yaparız. Biri onun adını andığında sanki dünya durur; yanında başka ismi duyduğunuz zaman da bir anda tersine dönmeye başlar. Çevresindeki herkes ondan hoşlanıyormuş da kimse onu rahat bırakmıyormuş gibimize gelir. Çok sevdiğimiz birini onun yanında görünce kinlenip bir anda düşman oluruz.

Eğer buraya kadar yazdığım her şey sizin de başınıza geldiyse; siz de benim gibi platonik aşıksınız. Hem de körü körüne. Söyleyeceklerim daha bitmedi. Umuyorum buradan sonra yazacaklarım sizin için geçerli değildir.

Ya adını duyunca kalp atışlarımızın hızlandığı, durduğu ya da yavaşladığı o tek kişi bizim sevgimizin bir damlasını bile hak etmiyorsa?

Benim hikayem böyle devam ediyor. On tane gönlünüz olsa bir tanesini bile vermeyeceğiniz biri belki de. Ama ben tek gönlümü ona verdim… Gereksiz egoist, fazla kibirli, çevresindeki herkesi yönetebileceğini düşünen kadın düşmanına! Sesini duyduğumda büyülendiğim insanın aslında hiç de hayal ettiğim gibi biri olmadığını öğrendim dün. Daha doğrusu her gün kendime söylediğim ama içten içe inanmadığım ya da bir türlü kabul etmek istemediğim gerçekle karşılaştım. Aslında böylesi daha iyi oldu. Peki neden canım bu kadar acıyor? Arkadaşlarımın bana anlattığı hikayeler neden şimdi gerçekçilik kazanmaya başladı? Henüz bu sorulara cevap bulamadım. Fakat başka şeylerin farkına vardım!

Açıkçası mütevazi olamayacağım. Arkadaşlarım arasında sevilen, sözü geçen biriyimdir. Bir buçuk yıldır neden kalbime söz geçiremedim bilmiyorum ama ben değerli biriyim. Bu zamana kadar değer verdim ve gerçekten değer gördüm. Neden değersiz biri için değersiz hissedeyim! Çevremdeki insanlar beni gerçekten seviyorlar ki dün bu olayları öğrendiğimdeki ve sonrasındaki tutumlarıyla bunu kanıtladılar.

Tabi ki hemen geçmeyecek. Tabi ki her Göksel-Uzaktan çıktığı zaman o gelecek aklıma. Tabi ki onu gördüğümde dünya duracak. Ama artık daha hızlı ve ileriye dönmeye başlayacak. Çünkü durduğunda ya da geriye döndüğünde o kadar çok şey kaybettim ki şimdi onları tekrar kazanmalıyım.

Bunca yıllık platonik aşk tecrübelerime dayanarak bir iki laf da siz takipçilerimize söylemek istiyorum… Eğer birisinin yanında değersiz hissediyorsanız; orda işiniz yok! Eğer arkadaşlarınız size “sana göre değil” diyorsa; haklılık payları olabilir. Çünkü onlar olayları duyguyla değil mantıkla değerlendiriyor. Sizin görmek istemediklerinizi görüp, duymak istemediklerinizi duyuyorlar.

Vee son olarak eklemek istediğim bir şey daha var. Ben bugüne kadar ilişkiler konusunda hiç yanılmadım. Arkadaşlarıma hep harika tavsiyeler verdim. Dediklerimi yapmayanlar pişman olup “haklıymışsın!” dediler. Ama derseniz ki madem öyle sen niye ters köşeye yattın. O sorunun da cevabını hala aramaktayım…

G

28 Kasım 2012 Çarşamba

Şafak Vakti

Evet üniversiteye gidiyorum.. Evet hukuk okuyorum ve evet vampirleri özellikle Twilight'ı seviyorum. Hatta fanıyım diyebilirim :)
Arkadaşlarımın isyanlarına rağmen vampirlere sempatimin kurtulamıyorum napayım elimde değil:)
Edward'ın Bellaya olan aşkı.. O kendini tutmaları hadi ama hangi kız istemez kimin hoşuna gitmez, duygularını okşamaz, kalbini ısıtmaz ki.. Düşünsenize vampirisiniz kanla besleniyorsunuz, öptüğünüzde derinin altından akan kanı hissediyorsunuz ama ona zarar gelmesin birşey olmasın diye dayanıyorsunuz hangimiz istemez böylesine seven birini :)

Gel gelelim 5 senelik uzun bir maceranın sonuna Şafak Vakti'ne !!!
Şafak Vakti kitabının çıktığı günü daha dün gibi hatırlıyorum, final dönemimdi benim ders çalışmam gerekiyordu fakat aylardır beklediğim kitap sonunda raflardaki yerini almıştı, kitabı almak için daha fazla bekleyemedim sınavdan çıktığım gibi kendimi D&R'da buldum. Almakla bitmedi tabi öyle bir okumalıydım ki araya hiçbir şey girmemeliydi. O yüzden tuttum kendimi finallerimin bitmesini bekledim ve son finalimin ardından eve geldim kendimi odama kapadım okumaya başladım okudukça heyecanlarım daha da hızlandım bitirdim bu sefer sıra filmini beklemeye geldi.
Beni vampirlerle, imkansız aşkla, muhteşem fiziğe sahip kurtadamlarla tanıştıran Twilight'ın son filmine geçen hafta gitme fırsatı bulabildim. En az kitabı aldığım günkü kadar heycanlıydım ama bu sefer asıl heycanım sonunun ne olacağı değil de savaş sahnesinin nasıl olacağıydı. Beklediğimden de fantastik bir sahneyle karşılaştım. Önce Carlisle'ın kafası koptu , sonra Jasper'ın Alice'in gözleri önünde ölüşünü izledim. Kitabı okuyalı çok zaman olmuştu ama boyle bitse hatırlardım dedim, nasıl ölebilirler diye isyan ettim sonunda aslında hepsinin Alice'in öngörüsü olduğunu anlayınca bir rahatladım.. Resmen kitabı okuyan beni bile ters köşe yaptıklarını farkettim. Demem o ki son filmin ilk bölümü beni ne kadar hayal kırıklığına uğrattıysa bu finalide o kadar hoşuma gitti. Hele ki bir sahne var hep Edward'ı desteklemiş olan ben bile eridim gittim. Jacob Charlie'ye, Bella'nın durumunun artık farklı olduğundan bahsediyordu. Ustünü çıkarırken bir yandan da "bu dünya senin sandığın gibi bir dünya değil" dedi ve ben tam o sırada Jacob'ın o -sıcak ve kaslı diyeceğim çünkü mükemmel o vücudun yanında az kalabilir- vücudunu görmüş olmanın etkisiyle sinemada olduğumu unutup "nasıl bir dünyaymış o ya" diye bağırdım. Arkadaşlarımın yanı sıra sinemanın yarısının da bana dönüp güldüğünü farkettim ama bence o vücudu görenin vermesi gereken normal bir tepki idi:))
Konu vampir olunca söyleyecek daha çok şeyim var The Vampire Diaries ve Being Human hakkında yazacaklarım var :) Stefan mı Damon mı?? Vampir mi Kurtadam mı?? Hepsi hakkında söyleyeceklerim var...
N'den vampirlere dair...



22 Kasım 2012 Perşembe

Sevip de kavuşamamak


“Sevip de kavuşamamak” durumu kadar sinir bozucu başka bir şey daha yok! Dün akşamki Kuzey Güney’den sonra bugün, bu konuyla ilgili yazmak istedim.

İzleyenler, izlemeyenlere anlatsın. Dün akşamki bölümde Kuzey’le Cemre kavuşmanın eşiğinden döndüler. Havaalanındaki o sarılma anından sonra bir oh çekmiş ve “oldu bu iş!” demiştim ki, Kuzey gene o beylik laflarından ederek Cemre’nin de bütün ümitlerini kırdı. Birbirlerini sonsuza kadar seveceklerini ancak asla bir araya gelemeyeceklerini kabul ettiler ve ayrıldılar.


Bunu kabul edemiyorum arkadaş!

Dünya’nın her yerinde birbirini seven insanların bir arada olmaları lazım. Gerekirse bunu hukuk kurallarından biri haline getirelim, zorunlu olsun. Birbirleriyle mutluluktan uçacak noktalara gelebilecek insanların, ayrı ayrı acı çekmelerine izin vermeyelim.

Çok sevmek nedir? Çok sevmek, sevdiğini başka kollara bırakmayı gerektirebilir mi? “Sevdiğini serbest bırak, dönerse senindir” klişesi gerçek hayatta da uygulama alanı buluyor mu? Ya da şarkıda dendiği gibi “ âşık gibi sevmezsen, kardeş gibi sev beni” diyebiliyor mu insanlar?
Ben bunları kabul edemiyorum işte.

Erkek dediğin de, kadın dediğin de sevdiğinin peşini bırakmamalı. Tamam, Truva zamanındaki gibi iki uygarlık arasında büyük savaşlar çıkma riski varsa, aşka bir engel konulabilir ama onun dışındaki tüm durumlar için, sevdiğinize sahip çıkın! Sevgi öyle kolay bulunan bir şey değil. Hele ki kavuşamamanın verdiği hırsla şahlanmış, dört nala koşan bir sevgiyi bulmak…
                                                                                                                                                 S.

21 Kasım 2012 Çarşamba

Deneme 1ki3


Biz üniversitede tanışan 3 arkadaş olarak, son senemizde bi’ blog açalım, yazalım, çizelim, coşalım, eğlenelim istedik. Modadan, kitaplara; filmlerden teknolojiye kadar her konuda bi fikrimiz varken ve herkes bir yerlerde kendini ifade etmeye çalışırken, biz neden yazmadan duralım ki? Her genç kız gibi bizim de fazlasıyla istediğimiz ayakkabılar, dinlemeden uyuyamadığımız şarkılar, gördükçe içimizin eridiği yakışıklılar var! Kıskandığımız sıfır beden hatunlar, gıcık olduğumuz yakın arkadaşlar, hep beklediğimiz platonik aşklar var!
Artık daha fazla içimizde tutamayacağımız sırlar, dedikodular; anlatılmayı bekleyen tecrübeler, utanç duyduğumuz anılar var! Eğer takipte kalmaya devam edersiniz, dahası da var! 

N. S. G.