Efendim, çok uzun süre bloga sahip çıkamadığımız için üzgünüz.
3 üniversiteli yakın arkadaş olarak başladığımız yolculuğa, Erasmus, sağlık sorunları ve mezuniyet telaşları yüzünden ara vermek zorunda kaldık.
S ve N olarak biz mezun olduk! Stajyer avukatlar olarak, iş hayatının bize getirdiklerini, yediğimiz kazıkları ve atlattığımız badireleri sizinle paylaşmak istiyoruz.
G de mühendislik fakültesinde son senesine geçmiş bulunmakta ve maalesef tez yazımıyla ilgili kabuslar görmekte.
Eskisi kadar sık görüşemiyoruz biz.
Hala üniversitede olanlar ve sıkı dostlara sahip olanlara sesleniyoruz: Bugünlerin kıymetini bilin!
Biz, geri döndük, 3 little secrets, şşş!
:)
S.
1 mühendis, 2 hukukçu, 3 arkadaş bir araya gelmiş. Biri yazmış, biri çizmiş, biri gezmiş görmüş; en sonunda bu blogda buluşmuşlar. Akıllarına esenleri, kalplerinden geçenleri, beğenilerini, eleştirilerini, hayatlarına dair her şeyi burada biriktirmeye karar vermişler.
21 Kasım 2013 Perşembe
20 Ocak 2013 Pazar
Tatile Özel, Kendi Çapında Bir Hikaye...
Aşkla meşkle uzaktan yakından alakam
yoktu. Aşk, acı çekmenin biraz daha nazik bir yoluydu ve kutsal sayıldığı için
kimse bunu yüksek sesle dile getiremiyordu. Lisede birkaç denemede bulunmuş,
sonrasında da uğraşmaktan vazgeçmiştim. Ne olacaksa zamanı geldiğinde
kendiliğinden olacaktı. Çünkü aşkın zamanlamayla, planlamayla hiç alakası
yoktu. Tamamen kimyasal bir şeydi. Huyu huyuna, suyu suyuna, boyu boyuna uymasa
bile; henüz neresi olduğunu anlayamadığım bir noktadan bağlanıveriyordu
insanlar birbirine. Onlar mutlu mesut yaşarken, “bu çocuk bu kızda ne buluyor
yahu” geyiği de bize düşüyordu haliyle.
Sonra bir şey oldu. Daha önce başıma gelen
hiçbir şeye benzemediği için adını koyamıyorum. Bir şey oldu işte. O masmavi
gözleri, gözlerime değdi ve bildiğim her şeyi unuttum. İdeallerim, katı
düşüncelerim, duvarlarım bir anda tuzla buz oldu. Sonra gülümsedi. Meğer
“midede kelebeklerin uçuşması” deyimi oldukça romantik bir tabirmiş, ben daha
ziyade karnıma yumruk yemiş gibi oldum! Evlilik karşıtı feminist yanım bile
terk etti gitti beni. Kanepede oturmuş, ona meyve soyduğum bir dünya hayal
ettim. Kokusunu içime çekebildiğim sürece, onunla her yere gidebilirdim.
Ben kendi içimde böyle coşup, kabıma
sığamazken; o başka hayatları da kendi çevresine sığdırmayı seçti. Başka
kadınları. Adları arkadaştı, kankaydı, memleketten tanıdığıydı. Benim içinse “yılışık”tı,
“sırnaşık”tı, “sürtük"tü. Hepsiyle ayrı bir samimiydi. Ama ben farklıydım.
Kimse benim sevdiğim gibi sevemezdi onu. (Evet, biliyorum tam bir Türk filmi
klişesi, ama doğru!) O, benim gözlerimdeki ışığı yok saymayı seçti. Bir gün
iyi, bir gün kötü oldu. O iyiyse ben de iyi oldum, kötüyse de kötü. Kendimden,
en yakın arkadaşlarımdan, ailemden bu kadar uzaklaştığım başka bir dönem daha
olmadı. Onun için yapabileceklerimi gördükçe kendimden korktum.
...Finaller bitti, tatile girdik. Artık bol bol yazma zamanı. Anlatılan hikayeler, gerçekle hayalin karışımı. O yüzden tek seferde anlatmak biraz can acıtabiliyor. Hikayenin devamı için, takipte kalın.
S.
6 Ocak 2013 Pazar
Üzgünüz :(
Final haftası nedeniyle kapalıyız. Yarıyıl tatilinde yepyeni yazılarla karşınızda olacağız. Okumadığınız yazılarımızı okuyun ve bizi takip etmeye devam edin :))
Ayrıca final haftasında olan takipçilerimize sabır ve başarılar dileriz.
(N)(S)(G)
Ayrıca final haftasında olan takipçilerimize sabır ve başarılar dileriz.
(N)(S)(G)
24 Aralık 2012 Pazartesi
MERLIN
In a land of myth, and a time of magic, the destiny of a great kingdom rests on the
shoulders of a young man. His name... Merlin.
Ahh bu cümleyi ezbere biliyorum. Çünkü 5
yıldır deliler gibi Merlin izliyorum. Çok sevdiğim çok beğendiğim bir dizidir.
Ama ne yazık ki bu satırları yazarken içimde çok büyük bir hüzün var. Az önce
yılın yaklaşık 9 ayını bekleyerek geçirdiğim ve her bölümünden sonra bir
sonraki haftayı heyecanla beklediğim dizinin final bölümünü izledim. Hatta şu
an ağlıyorum. İnanılmaz duygusal bir finaldi.
Ben yunan mitolojisine ve diğer ülkelerin
efsanelerine çok ilgiliyimdir. Sürekli araştırıp okumaya çalışırım. Bunun için
çocuk filmleri bile izlemişliğim vardır. Merlin’e başlama sebebim budur
açıkçası. Ama izledikçe dizinin beklentimin çok üzerinde olduğunu anladım.
Konusu ve efsaneye bağlılığının yanı sıra zekice esprileriyle heyecanla
izlediğim diziye renk kattılar. Babasının doğrularıyla büyümüş ve büyüden
nefret eden prensle şimdiye kadar dünyaya gelmiş en büyük büyücünün birlikte
inşa edecekleri geleceği ve arkadaşlığını anlatan Merlin fantastik dizi
sevenlere birebir.
Merlin’in başarısıyla birlikte aynı efsaneyi
konu alan Camelot çekildi geçen senelerde. Onu da takip ediyordum ama
beğenmemiştim. Sonuç olarak tabi ki bizim dizi kadar başarılı olamadı ve
yayından kaldırıldı :)
Sadece senaryosuyla değil aynı zamanda
oyuncularıyla da yakından ilgiliydim tabii :)) Burada bahsi geçen oyuncunun Bradley
James olduğu aşikâr diye düşünüyorum. Dizideki adil kararları, asaleti,
muhteşem kral olma yolundaki her bir tecrübesi ve esprileri kendine bağlamak
için yeterli değilmiş gibi ahh onun o güzel gözleri…Ayrıca ejderhanın sesinden çok etkileniyorum. Yani sanki bana ne yapmamı söylerse yaparım. Çok bilge :D
Colin Morgan ve Bradley James… Artık onları ayrı ayrı düşünemeyeceğim sanırım. Yalnızca kamera önünde değil kamera arkasında da gerçek dost olan ikilinin videoları beni gerçekten güldürmüştür. Şunu izleyin ya lütfen. 50 kere filan izlemiş olabilirim ama hala kahkahalarla izliyorum.
5 sezondan ve her sezonunda 13 bölümden
oluşan Merlin beni yıktı geçti sabahın 4ünde. Düşünün uyumak yerine bunu yazıyorum size.
Fantastik öğeler içeren bir dizi arıyorsanız bu dizi tam size göre.
G
Etiketler:
arthur,
arthur pendragon,
bradley james,
büyücü,
camelot,
colin morgan,
dizi,
efsane,
ejderha,
fantastik,
kral,
merlin,
pendragon,
şovalye
23 Aralık 2012 Pazar
Korean Style :)
Öncelikle şunu söylemeliyim ki film dizi yelpazem çok
geniştir. İzlediğim şeyleri kategorize etmek oldukça zor. Çünkü belirli bir
tarzım yok :) Fantastik de izlerim drama da. Aksiyona bayılsam da romantizmden
vazgeçemem. Zekâ üzerine kurulu şeyleri es geçmem ama ağlak şeylerden asla
kaçamadım. Tek bir sınırım var. Korku…
Yelpazem Amerika’da açılır, Güney Kore’ye kadar uzanır. Zorlamayla
başladığım Kore dizileri hayatımı değiştirdi diyebilirim. Arkadaşıma verdiğim “sadece
bir diziyi bitiririm ve bir daha Asyalılar hakkında konuşmazsın” sözü yeni bir
dünyaya girmemi sağladı. Şimdi yazdıklarımı okuyunca abarttığımı düşünüyorsunuz
ama sadece bir buçuk yıl önce ben de sizin gibi önyargılıydım. Bırakın
Asyalıları çekik gözlü Türklerden bile haz etmezdim. Şimdi onlara olan aşkımı
anlatamam :))
Kimler İzlesin?
Her türden dizi film bulabilmenize rağmen benim tavsiyelerim
daha çok romantik-drama, romantik-komedi ve romantik-aksiyon tarzında olacak. Her
bölüm birer saat. Ama bir şey için hazırlıklı olun! Bittiği zaman büyük bir
boşluğa düşüp başrolleri özleyeceksiniz.
Başlangıç için “Personal Taste” idealdir. Bu dizi inanılmaz
komik olmasının yanı sıra hayatını kariyerine adamış bir adamın gerçek aşk için
hırsından feragat edişini gözler önüne seriyor. 16 bölümlük çerez gibi
izleyebileceğiniz bir dizi. Şimdiye kadar izlettiğim ve negatif yorum aldığım
kimse olmadı. Herkes bayıldı ve dahası, ağlayanlar biliyorum. Tabii N’yi saymazsak.
Kendisi bitirmedi diziyi. Romantik şeyler S’nin tarzı olmadığı için onu bu
durumun dışında tutuyorum.
“Love Rain” için ne desem ki? O kadar muhteşemdi ki
kullandığım kelimeler dizinin güzelliğini anlatmaya yetmez. Benim için ENdir.
Konusu ise; 1970’lerde büyük bir aşk yaşayarak ayrılan çiftin çocuklarının günümüzdeki
aşkı. Yer yer karnınıza ağrılar sokarak güldüren dizi, yeri geldiğinde
ağlatıyor. İlk 4 bölümü geçmişi sonraki 16 bölümü günümüzü anlatmak üzere
toplamda 20 bölüm.
“City Hunter” ise babasının intikamını almak için yıllardır
kendini yetiştiren bir gencin aşık olmasıyla ve ailesiyle ilgili gerçekleri
öğrenmesiyle değişen dünyasını anlatıyor. Zekice kurgulanmış aksiyon dolu bu
dizi aynı zamanda romantizm, drama ve komedi de içeriyor. 20 bölüm.
Film konusuna gelirsek “A Moment to Remember” favorimdir. O
kadar ağladım ki oda arkadaşlarım bana bir şey olmuş zannetmiş. Bir unutkanlık sebebiyle
tanıştığı aşkını aynı sebeple kaybeden bir kadınının ve sevdiği kadının son
anına kadar yanından ayrılmayan bir adamının aşkını anlatan bu filmi Özcan
Deniz’in kopyaladığı “Evim Sensin”den dolayı duymuş olabilirsiniz. Gerçi bu da
ayrı bir konu. En kısa zamanda bu iki filmi kıyaslayan bir yazı yazacağım.
Peki bu listeye“More Than Blue” eklenmez mi? Filmimiz lisedeyken
tanışıp aynı evde yaşayan iki yakın arkadaşın ilişkisini anlatıyor. Ev
arkadaşına platonik aşk beslerken hayatın son günlerini ona eş bulmaya
harcayarak geçiren bu düşünceli arkadaş sizi çok ağlatacak.
Boys Over Flowers, Gentleman’s Dignity, Goong, King 2 Hearts,
My Girl, Playful Kiss, Posedion, Heartstrings şeklinde uzayan listeme daha
sonra devam edeceğim. Ayrıca önerileriniz olursa mutluluk duyacağımı da belirtmeliyim.
İyi seyirler :))
G
G
Etiketler:
A Moment to Remember,
acı,
aksiyon,
aşk,
City Hunter,
dizi,
dram,
drama,
duygusal,
Evim Sensin,
film,
karşılıksız aşk,
kore,
kore dizisi,
kore filmi,
korean,
korean drama,
korean movie,
Love Rain,
Personal Taste
11 Aralık 2012 Salı
Sıkıyosa yalan söyle!
Yabancı dizi kültürüm N ve G'ye kıyasla, yok denecek kadar azdır. Dizileri bilgisayarda değil de TV'de izlemeyi sevdiğim için ve neredeyse her akşamı bir Türk dizisine ayırdığım için, yabancı dizileri çok fazla takip edemiyorum.
Geçenlerde N'nin ısrarı ile "Lie To Me" isimli diziye başlayayım dedim. Dizide, yalan söyleyenleri yüz ifadelerinden tespit eden Dr. Cal Lightman ve yardımcılarının maceraları anlatılıyor. Aman Allah'ım, 2 bölüm sonra psikolojim bozuldu! O güne kadar kimle ne konuştuysam gözümün önüne gelmeye başladı! Yaptığım ciddi tartışmalar, ayrılıklar, inandırılmaya çalışıldığım hikayeler hepsi ama hepsi gözümün önüne geldi. Hayatımdan geçen ve bir şekilde inandığım insanlar bana yalan söylemiş olabilirler miydi? Ah keşke bu diziyi çok daha önce izleseydim, ah! Mikro ifade diye tabir ettikleri o mimikleri, küçük ipuçlarını ben de yakalayabilseydim keşke! Amaaan, ben neden uğraşayım ki? O adam (Dr. Cal Lightman) benim arkadaşım olsun, her konuşmamda yanımda dursun, lütfen, lütfen, lütfen! Ben karşımdakinin yüzünü onun gibi incelemeye çalışsam, hiçbir söylediğini anlayamam herhalde. Büyük yetenek, saygılar.
İlk iki bölümden sonra şoku biraz atlatıyorsunuz. Ama ben hala manyağa bağlamış durumdayım. Dizinin sadece "kurgu"dan ibaret olduğunu idrak edebilecek yaşta olsam bile, ister istemez insanların davranışlarını ve hatta kendi mimiklerimi daha dikkatli incelemeye başladım. Ayna karşısında konuşmalar falan yapıyorum, durum vahim!
Lie To Me, İMDB'den de 7.8 puan almış bu arada. Hala izlememiş olan varsa, tavsiye ediyorum. 'Yok ben eşime, dostuma güvenmek isterim, şimdi aklımı karıştırma' derseniz, onu da anlarım.
Dr. Cal Lightman'a saygılarla :))
S.
Geçenlerde N'nin ısrarı ile "Lie To Me" isimli diziye başlayayım dedim. Dizide, yalan söyleyenleri yüz ifadelerinden tespit eden Dr. Cal Lightman ve yardımcılarının maceraları anlatılıyor. Aman Allah'ım, 2 bölüm sonra psikolojim bozuldu! O güne kadar kimle ne konuştuysam gözümün önüne gelmeye başladı! Yaptığım ciddi tartışmalar, ayrılıklar, inandırılmaya çalışıldığım hikayeler hepsi ama hepsi gözümün önüne geldi. Hayatımdan geçen ve bir şekilde inandığım insanlar bana yalan söylemiş olabilirler miydi? Ah keşke bu diziyi çok daha önce izleseydim, ah! Mikro ifade diye tabir ettikleri o mimikleri, küçük ipuçlarını ben de yakalayabilseydim keşke! Amaaan, ben neden uğraşayım ki? O adam (Dr. Cal Lightman) benim arkadaşım olsun, her konuşmamda yanımda dursun, lütfen, lütfen, lütfen! Ben karşımdakinin yüzünü onun gibi incelemeye çalışsam, hiçbir söylediğini anlayamam herhalde. Büyük yetenek, saygılar.
İlk iki bölümden sonra şoku biraz atlatıyorsunuz. Ama ben hala manyağa bağlamış durumdayım. Dizinin sadece "kurgu"dan ibaret olduğunu idrak edebilecek yaşta olsam bile, ister istemez insanların davranışlarını ve hatta kendi mimiklerimi daha dikkatli incelemeye başladım. Ayna karşısında konuşmalar falan yapıyorum, durum vahim!
Lie To Me, İMDB'den de 7.8 puan almış bu arada. Hala izlememiş olan varsa, tavsiye ediyorum. 'Yok ben eşime, dostuma güvenmek isterim, şimdi aklımı karıştırma' derseniz, onu da anlarım.
Dr. Cal Lightman'a saygılarla :))
S.
Pastel 11
Bu ojeyi ilk sürdüğüm günü hatırlıyorum. Ortaköy'de bir kız beni durdurmuş ve ojemin numarasını sormuştu! Şaşırmıştım ama sanki her gün başıma geliyormuş gibi sakin bir şekilde "Pastel 11" dedim. Ah, sen de mi şekerim? der gibi baktım, coolluğuma sağlık :)
Bu oje benim de ilk 3ümde yer alıyor. Vallahi sürdüğüm zaman bakmalara doyamıyorum:)
Koyu bir lacivert, hatta biraz ışıltılı. 2 kat sürmenizi tavsiye ederim. Çevrenizde hala keşfetmemiş olan varsa, gelecek sorulara da hazırlıklı olun:)
S.
Bu oje benim de ilk 3ümde yer alıyor. Vallahi sürdüğüm zaman bakmalara doyamıyorum:)
Koyu bir lacivert, hatta biraz ışıltılı. 2 kat sürmenizi tavsiye ederim. Çevrenizde hala keşfetmemiş olan varsa, gelecek sorulara da hazırlıklı olun:)
S.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

